|
|
|
|
|
|
|
|
Turnuvada gerçekten tarihi bir gece
|
|
|
|
|
|
Çeviri: Sporyazarlari.Com
Arsenal Milan’da bir çağı sonlandırdı
Arsenal’in AC Milan’a, İtalyanlar’ın kendi evinde üstünlük sağladığı maç, bir maçtan öteydi. Bu, bir döngünün sonuydu.
Milanlı futbolcular, modern çağın tüm takımlarının tamamından daha iyi bir biçimde yaşlanma sürecine meydan okudular. Ancak, Salı gecesi San Siro’da ışıklar sönerken, acımasız bir izleyici, Cesc Fabregas’ın sevincine karşıt olarak Paolo Maldini’deki yorgunluğu açık bir şekilde görebilirdi.
Maldini Haziran ayında 40 yaşında olacak ve bu sene kariyerindeki 9. Şampiyonlar Ligi finalini oynamayı ümit ediyordu. Milan’daki profesyonel kariyeri başladığında daha Fabregas –ve Arsenalli oyuncuların yarısı- doğmamıştı bile.
Maçın sonlarında Fabregas ve Emmanuel Adebayor’dan gelen gollerle, Arsenal Milan’ı, hüküm süren Avrupa şampiyonunu, tahttan indirdi. Zafer, tarihi bir zaferdi; çünkü daha önce hiçbir İngiliz takımı Milan’ı İtalya’da mağlup edememişti.
Turnuvada gerçekten tarihi bir geceydi; çünkü İstanbul takımı Fenerbahçe tarihinde ilk defa Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale kalmayı başardı. Türkiye’de övgüyü alan “kuşkulu” kahraman ise takımın 26 yaşındaki kalecisi Volkan Demirel’di.
Kuşkulu, çünkü ağırlık çalışan birinin büyük ve ağır fiziğine sahip Volkan, maçın ilk 9 dakikasında neredeyse komik diyeceğimiz bir biçimde iki uzun menzilli şutu kendi kalesine tokatladı. İspanya’daki statta güveni sarsılmamış görünüyordu. Takım arkadaşları kendisine kaleleri önündeki bir şeytanmış gibi bakıyorlardı.
2 saat sonra, olağanüstü bir karşı mücadeleden sonra toplamda skorun 5-5’e gelmesinin ardından, Volkan göz korkutmaya başladı. Vücudunun hacmini penaltı atışları için kullandı. Kendisini bir sağa bir sola atarak Sevilla’nın kullandığı 5 penaltı vuruşundan üçünü bloke etti. Ve ardından Ramon Sanchez Pizjuan stadının etrafında, adeta stat kendisine aitmiş gibi koştu.
Bu iki zafer arasındaki ortak payda neydi? Aklın gücü, karşı takıma deplasmanda kafa tutma cesareti ve sportif bir başarının en az doğuştan gelen yetenek kadar parçası olan inanç.
Oyun şekli açısından bu iki karşılaşma birbirlerinden çok ama çok uzak olabilir. Arsenal ve Milan, Londra ve Milan’daki toplam 180 dakikada kedi-fare oynadılar. Maçlar hüner gösterisiydi; ancak klostrofobikti. Arsenal’in karşılık vermesi, hatta baskın çıkması gereken nitelik, Milan’ın 20 yılı aşkın zamandır rakiplerinin konsantrasyonlarını yitirmesi ve ardından vurmasına imkan tanıyan “sabır” idi.
Bu kez, rakibi yorgun düştüğü sırada bitirici darbeyi vuran Arsenal’di.
Tamamen zıt bir biçimde, Sevilla’daki penaltılar ise başrollerdeki iki takım gol atmayı ve gol yemeyi durduramadıkları için geldi. İstanbul’daki ilk maç 3-2 Fenerbahçe lehine sonuçlanmıştı. İspanya’daki ikinci maç aynı skorla, bu kez Sevilla lehine bitti. Ve hatta penaltı atışlarında bile skor 3-2 idi, Türkler'in lehine.
Bu yüzden, eğer futbol zekasından ve gücün damıtılarak zafere dönüştürülmesinden hoşlanıyor iseniz, Milan bulunmak isteyeceğiniz yerdi. Eğer savunma yapamayan, buna karşılık sürekli atak, atak, atak için cesarete sahip takımların belirsizliğini seviyorsanız, o halde Sevilla sizin için cennetti.
Bir başka yerde, Avrupa futbolunun iki önemli kalesinde, evsahibi ekiplere ait normal, rahat ve profesyonel zaferler vardı. Lyon’u 1-0 yendikleri maçta Manchester United futbolcusu Cristiano Ronaldo artık alışılmış gollerinden birini attı. Diz arkasındaki kirişlerden sakatlanan Lionel Messi’yi kaybetmesine rağmen, Barcelona da Xavi’nin attığı tek gole razı oldu ve Glasgow Celtic’e “hoşçakal” dedi.
Bu maçlar tek vuruşla bitti. Skorlar, kıtanın dev takımlarının güçlerinin basit bir teyidiydi.
San Siro bambaşkaydı. “Benim için bu, gerçekleşmiş bir hayaldir”… Fabregas, 81.879 seyirci San Siro’yu boşaltırken böyle konuştu.
“Maçtan önce, takım arkadaşlarımın bu atmosferin keyfini çıkarmak istediklerini hissedebiliyordunuz. Çeyrek finaldeyiz; ancak bu sadece bir adım, henüz hiçbir şey kazanmadık.”
Oh, hayır; aslında kazandılar. Bu “çocuklar”, Milan’ı geride bırakırken, sayısız yaşlı adamın yıllardır taşıdığı şüpheleri zapt ettiler. Onlar ve Arsenal’i sürekli yapılandıran ve onları “Hiçbir şey imkansız değildir” sözüne inandıran olağanüstü teknik direktörleri Arsene Wenger, Milan’ın bilgeliğine eriştiler ve rakiplerini hem fiziksel hem de zihnen geride bıraktılar.
Son maçlarda, Manchester United’a, Birmingham’a ve evinde Aston Villa’ya karşı Arsenal’e şahitlik etmiş kim varsa takımın ruhunun ve inancının derinliğini sorgulamış olmalı.
Kimileri, Wenger ısrarla oyuncularının bu uçurumdan çıkacağını, San Siro’da galip geleceklerini, oyuncularının hem İngiliz Ligi hem de Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu kazanacak kapasiteye sahip olduklarını söylediğinde “rüzgarda ıslık çaldığını” düşünüyordu.
Wenger açık açık “Size söylemiştim” demedi; ama Çarşamba günü, taç çizgisi üzerindeki üstatta ebeveyn gururunun yansıması bir gülümseme vardı
“İstediğimiz performansı gösterdik. Cüret ve şevkle oynadık ve kendi yarattığımız hatalar dışında hata yapmadan, baskın bir şekilde oynadık.”
Milan teknik direktörü Carlo Ancelotti, Wenger’le aynı fikirdeydi: Maçın galibi, dünyanın kabul ettiği yıldız futbolcu Kaka, Andrea Pirlo ve Gennaro Gattuso’yla mücadelelerini kazanan Fabregas, Mathieu Flamini ve Aleksandr Hleb’li orta sahadan çıkmıştı.
Milan Clarence Seedorf’u maç sırasında sakatlığı nedeniyle kullanamadı; ama Ancelotti bunu bahane etmeyecek kadar centilmendi.
“Elimizden gelenin en iyisini yaptık, hiçbir pişmanlığımız yok. Bazen yenilgiyi kabul etmeli ve yeni bir golle tekrar başlamalısınız”.
Mart ayının henüz başı ve Milan sezonu kapatmış sayılır. Peşinden gidebilecekleri en iyi şey Seri A’da 4. olup, sadece birkaç yaşlı oyuncusunun boy gösterebileceği bir sonraki Şampiyonlar Ligi’ne katılmak olabilir.
Ancelotti, yeni Milan’ı yapılandırmak için kendisine görev verilmesini ümit ediyor; ancak Marcello Lippi ve Jose Mourinho gibi işsizler aç kurtlar gibi haber bekliyorlar. Kulüp başkanı Silvio Berlusconi karar verecek. Takımının teknik direktörlerini evinde seçme rekorunu elinde bulunduruyor.
Ancelotti takım başında kalabilir; takımdaki bazı oyuncular Milan’da zamanlarının dolduğunu biliyor. Yıllarca göstermiş olduğu muhteşem performanstan sonra Maldini’nın yaşı nedeniyle rakiplerince geride bırakılması (neredeyse) üzücü idi. Hala maçlara diri başlıyor; ancak Çarşamba günkü mücadelenin sonuna kadar Arsenal’in gençleri Maldini’yi kuruttular.
Düşünün bir kere: Bir sonraki doğumgününüzde 40. yaşınızı kutlayacaksınız, dizleriniz yazın bir ameliyatla yamanmış ve bunun üzerine Arsenal üzerinize 70 dakika boyunca güçlü Emmanuel Eboue’yi salıyor ve ardından tazı kadar hızlı genç Theo Walcott’u böğrünüze doğru serbest bırakıyor.
Şüphesiz, Maldini, Walcott’un İngiliz futbolundaki en hızlı birkaç oyuncudan biri olduğunu biliyordu. Ve yine biliyordu ki –Milan, kendi web-sitesinde istatistikleri yayınladığı için- Arsenal maçların son çeyreğinde koşmaya devam eden bir takımdı. 26 Premier Lig maçında Arsenal son çeyrek saatte 22 gol atmış ve sadece 3 gol yemişti.
Avrupa Şampiyonunu en güçlü ve fiziksel olarak diri olduğu bir zamanda geride bırakmak, Arsenal’in gelişiminin güçlü bir göstergesidir. Arsenal, kadrosunda Maldini’nin kuşağından gelen babaya sahip 6 futbolcu bulunduruyor. Eğer bu güne kadar kazandığı kupalar, zenginlik ve onca anı olmasa, bu üzücü bir veda olabilirdi Milan için.
|
|