Tüm Yazı Başlıkları Her Sabah Emailinize Gelsin
Arkadaşına Gönder
|
Hata Bildir


Favori Yazarlarıma Ekle !

Sürprizler diyarına doğru sınırları aşarken
Herald Tribune 07.04.2008
 
Sürprizler diyarına doğru sınırları aşarken

Çeviri: Sporyazarlari.Com



Kimsenin size, paranın hüküm sürdüğü Şampiyonlar Liginde yeni, gizemli ya da şaşırtıcı bir şey olmadığını söylemelerine izin vermeyin.

Boğazın Asya tarafında yer alan Fenerbahçe Spor Kulübü turnuvanın Avrupa’nın dışından gelen tek takımı. Ve 1-0 geriye düştükten sonra Chelsea’yi geçtiğimiz Çarşamba günü yendiklerinde, daha önce Şükrü Saracoğlu Stadı’nda mağlup olan İtalya, Rusya, Hollanda ve Belçika şampiyonlarının yanına zenginliği ölçüsüz olan Londra Kulübü’nü de eklemiş oldu.

“Ne söyleyeceğimi bilmiyorum”, Chelsea’nin birbirinden farklı özellikteki Avrupalı yıldızlarının teknik direktörlüğünü yapan Avram Grant böyle konuştu: “Kazanmayı hak ettik, ama kazanamadık. Oyunda baskın olan bizdik, hiçbir tehlikenin geldiğini de göremedik; ama derken nereden geldiği belli olmayan bir ikinci golle bizi vurdular. Futbol bu, eğer dikkat etmezseniz…”

Bu, gerçekten de, 101 yıldan beri İngilizler için –ya da İngiliz takımları için- ne anlama geliyorsa İstanbullu fanatiklere de aynı anlama gelen oyunun özü. Şampiyonlar Ligi, İngiliz Liginden kulüplerin hakimiyeti altında. Ancak, Çarşamba gecesi çeyrek final ilk maçları için sahaya çıkan 4 takımdan İngiliz olan 3’ünde sadece 6 tane İngiliz oyuncu bulunuyordu.

Avrupa’nın en üst yeteneklerini ithal etme oyunu İtalya’dan İngiltere’ye geçmiş durumda. Ve görünüşe göre Şampiyonlar Ligi kupasının da aynı yolu izleyeceği kaçınılmaz. Ancak Fenerbahçe, başka bir ulusun da bu oyunu oynayabileceğini gösterdi. Chelsea’ye karşı galibiyet gollerini getirenlerden biri aynı zamanda kendi kalesine de gol atan bir Brezilyalı, diğeri ise annesi Türk olan bir İngiliz.

Grant ve diğerleri nereden vurulduklarından ve kendilerini neyin vurduğundan emin değiller.

Aynı gece Arsenal ve Liverpool tahmin edilebilir 1-1’lik bir beraberlikle Londra’daki maçtan ayrıldılar. İstanbul’daki olay ise Chelsea’yi bilinmezliğe çekiyordu. Chelsea 13. dakikada Brezilyalı orta saha oyuncusu Deivid de Souza’nın çok zor bir açıdan kendi ağlarına sektirdiği sıradışı bir golle öne geçti.

“İnsanlar konsantre olamayacak kadar yıkılacağımı düşündüler. Ancak vazgeçmedim. Taraftarların beni affetmelerini sağlayacak güce sahip olduğumu biliyordum”. Deivid daha sonra Fenerbahçe’nin kendi televizyonuna böyle konuştu.

Haklıydı ve Zico ona sonunda herşeyin iyi olacağını söyledi.

Zico? İsim tanıdık geliyor olmalı. Brezilya’nın 1970’lerde oynadığı şekliyle bu “Güzel Oyunun” en güzel oyuncularından biriydi. Bir not: Chelsea oyuncusu Joe Cole, diz üstü bilgisayarını her açtığında ekranında Zico’nun resmini görüyor.
Zico, vaftiz edilirken konulmuş adıyla Artur Antunes Coimbra, Türk’ten çok Latin Amerikalı yetenekler topluluğu olan Fenerbahçe’nın teknik direktörü. Devre arasında takımına, Chelsea’nin şöhretine, korku ve gereğinden fazla saygı göstererek oynamalarının saçmalık olduğunu söylemiş: “Forma üzerinde yazan isimlerin önemi yok. Aynı saha üzerindesiniz. Kendi oyununuzu oynamak zorundasınız”.

Mesaj alınmış ve anlaşılmıştı; özellikle ikinci yarıda oyuna giren, Londra’nın Doğu Yakasından gelme İngiliz Colin Kazım Richards tarafından: Türkler taradından Kazım Kazım olarak yeniden adlandırılan, İngiliz ikinci liginden Türk milli takımına alınan oyuncu.

Oyuna girdikten 10 dakika sonra, Chelsea savunma oyuncusu Ricardo Carvalho’yu geride bırakarak golünü attı.

“İlk golümü sol ayağımla atmış olmak benim için inanılmaz”, maçtan sonra Doğu Londra aksanıyla Kazım böyle konuştu: “Bu gece pek çok takım arkadaşım ve benim için kendimizi vitrine koymak adına büyük bir geceydi”.

Bunu söylerken “transfer beklentisi” anlamı çıkarılması gerekmiyor; çünkü Fenerbahçe Brezilyalı, Uruguaylı yetenekleri ve hatta bu ilginç İngiliz futbolcuyu Boğaziçı’ne çekebilmek için gerekli paraları ödüyor.

İstanbul’daki maçın yarısı boyunca, Chelsea farklı bir sınıftaymış gibi göründu. Evsahibi ekibin kalecisi Volkan Demirel ve kale üst direği meydan okumamış olsaydı, Didier Drogba veya Michael Ballack yakaladıkları fırsatları kaçırmamış olsalardı, konuk takım, Fenerbahçe’yi ağır bir yenilgiye uğratmış olacaktı.

Ancak bunun böyle devam edeceğine inanmakta, en az Grant’ın İstanbul Havaalanı’nda kabul ettiği bir çiçek buketinde olduğu kadar bir aldatma olurdu. Görünüşe göre teknik direktör Grant bu çiçeklerin gerçek bir sportmenlik hareketin sonucu olduğunu zannetmişti; sonradan ortaya çıktı ki bu buket Fenerbahçe’nin rakibi Galatasaray’ın bir taraftarındandı.

İstanbul farklı bir spor çevresi. Burada neredeyse her şey olabilir; özellikle o takım Zico’nun, futbolun tutku, inanç ve heyecan demek olduğuna dair inanışıyla kutsanmışsa.

50.000 ağızdan çıkan ışlık oyuncuların konsantrasyonunu azaltabilir. Ev sahibi ekibin vuracağı anlar da tam bu zamanlar. Maçın son 10 dakikasına gelinip, Chelsea hiçbir şeyden şüphelenmeden geriye çekildiğinde, Deivid taraftarlarının gönlünü alan şutu gönderdi.

Tam 30 metre uzaklıktaydı, birkaç seçeneği vardı, sağ ayağıyla topa vurdu. Top yükseldi, yön değiştirdi ve Chelsea kalesindeki Claudio Cudicini’yi mağlup etti.

Grant üzüntüyle konuştu: “Bir dakikalığına uyuyorsunuz ve birdenbire her şey eşit oluveriyor”.

Kafası hala karışık. Önümüzdeki Salı günü Fenerbahçe bir gol avantajıyla Londra’ya geliyor.

Zico şöyle konuştu: “Orada üç olasılık olacak. Kazanmak, kaybetmek ya da berabere kalmak. Bunlardan ikisi bizi yarı finallere götürecek. Adım adım o noktaya geliyoruz.”

İstanbul dışında işler daha tahmin edilebilir şekilde gelişti. Arsenal hiçbir İngiliz oyuncusu olmadan oyuna başladı, Liverpool ise iki İngiliz futbolcuyla. Ama müsabaka yine de birbirinin oynadığı oyunu en ince ayrıntısına kadar bilen iki Premier Lig ağırsikleti arasındaydı.

Birbirlerine diş geçirmeye çalıştılar, bir sonraki hafta Liverpool’da oynanacak maçtan önce gol yememeye çalışarak. Bir polis memuru olan karşılaşmanın hakemi Pieter Vink, oyuncular kendilerini faullü hareketlerden kurtardıkları müddetçe oyunu kesmeyerek memnun edici bir oyun akışı sağladı. Bir kez bile sarı kartını kullanmadı. Vink, yine de Arsenal’in öfkesini üstüne çekti.

İlk yarının ortalarına doğru Arsenal boş durumdaki Emmanuel Adebayor’un kafa vurusuyla golü buldu. Üç dakika içinde Steven Gerrard’in çabukluğu ve gücü Dirk Kuyt ile Arsenal’e cevap oldu.

Goller bu birkaç dakika içinde geldi; ama Arsenal tempoyu artırırken hakemin yaptığı bir hata önemli oldu. Karşılaşmanın hakemi Vink, Alexander Hleb iki savunma oyuncusu arasından sıyrılıp Kuyt tarafından çekildiğinde 5 metre gerideydi.

“Saniyelik bir şeydi. Formasından çekmedim. Kolum oradaydı; ama kesinlikle penaltı değildi. Ama çok yakındı”. Kuyt böyle konuştu.

Hakem de çok yakındı ve Arsenal lehine kornere karar verdi. Perşembe sabahı gazeteler, Vink ve Kuyt’un ailelerinin Hollanda’daki evlerinin birbirinden 5 km uzaklıkta olduğu gerçeği üzerine yoğunlaştı.

Talihsiz bir tesadüf; ama sahada pek çok ülkeden oyuncu varken, UEFA nasıl böyle bir tesadüfe engel olabilir ki? Sınırlar silikleşiyor, Boğaziçi’nden futbolun doğumyerine…