Tüm Yazı Başlıkları Her Sabah Emailinize Gelsin
Arkadaşına Gönder
|
Hata Bildir


Favori Yazarlarıma Ekle !

Arsenal Premier Lig liderliğine yapıştı
Herald Tribune 26.12.2007
 
Arsenal Premier Lig liderliğine yapıştı





Çeviri: Sporyazarlari.Com


İngilizler bir Christmas bilmecesinin içindeler. Bir İtalyan, Fabio Capello İngiltere’nin başarısız ulusal takımını yönetmek üzere iş başında ve İngiltere’nin çekici kulübü Manchester United, futbolcularının katıldığı ve ertesinde polisin tecavüz iddialarıyla soruşturma başlattığı 15 saat süren içkili bir partinin ardından gazetelerin ön sayfalarında boy gösteriyor.

Ancak dünyanın en zengin futbol liginin basını kim çekiyor? Bir Fransız tarafından yönetilen, bir Fransız’ın kaptanlığını yaptığı; Afrika, Latin Amerika, İskandinavya, İspanya ve Beyaz Rusya’dan futbolcularıyla Arsenal. Bir İngiliz gencinin Arsenal ilk 11’inde boy gösterme olasılığı, Tiny Tim’in ağır sıklet boks şampiyonu olma ihtimali kadar gözüküyor.

Arsenal menajeri olarak Arsene Wenger’in yarattığı ve tekrardan yarattığı faziletlere şükran borçluyuz. “Antrenör” sözü bu Londra kulübüne 10 seneden daha uzun zaman önce gelmiş bu adam için yetersiz.

Wenger, Arsenal’in yönünü savunma futbolundan hücum futboluna çevirdi. Kulüp, geçmişteki Highbury’den modern Emirates Stadyumu’na geçerken Wenger itici güç oldu. Amansız bir kararlılıkla takımı kurdu ve tekrar kurmaya devam ediyor.

Arsene Wenger




Bu sezon, sadece birkaç analizci Arsenal’in Manchester United’i Premier Lig Şampiyonluğu’ndan edeceği –veya en azından onlarla Chelsea ayarında rekabet edeceği- ihtimali üzerinde dururken, Wenger’in takımı Christmas ağacının tepesinde.

Bu, Mayıs ayında kimin şampiyon olacağının bir göstergesi değil. Sezon uzun ve saha üzerinde Arsenal’in lideri olan William Galas genç takım arkadaşlarına bu yarışın bahar zamanı en zinde olan tarafından kazanılacağını hatırlatıyor.

Ancak takımda, rakiplerin fiziksel sertliğine karşılık verme yönünde daha önceden görülmeyen şekilde bir kararlılık var. Bunu, geçen hafta Chelsea’ye karşı oynadıkları oyunda –kavgada- gördük: Chelsea’nin sert oyuncusu John Terry bir boğa gibi Arsenalli Cesc Fabregas’a yüklendi.

Fabregas elleri ve dizleri üzerinde yerdeydi. Terry’nin kramponu kaburgalarına gelmişti ve bu hareket sıkça kızgınlaşan mücadelede düşmanlığı uyandırmıştı.

Bundan çok zaman önce Emmanuel Eboue alçakça bir hamle yapmış; kramponlarının çivileri Terry’nin ayağını, Chelseali futbolcunun haftalar ve hatta aylar boyunca sahadan uzak kalmasına neden olabilecek bir şekilde sert bir şekilde üstten yakalamıştı. Sonuç: ayak tarağındaki kırık üç küçük kemik.

Tahmin edilebileceği gibi, daha sonra Eboue aynı maçta bir sakatlık geçirdi: Normalde yaratıcı bir futbolcu olan Joe Cole’in dikkatsiz faulü sonrasında maçı bırakmak zorunda kaldı.

Akılsız vahşeti Wenger’in takımıyla özdeşleştirmek güç. Yıllar içinde Wenger’in oyuncuları kırmızı kartlar gördüler; ama bunlar genellikle hırstan kaynaklı kartlardı: Oyun stillerini rakibin sertliğinden koruyamayan hakemlere bağırmaktan ya da sert rakiplerine vurmaktan ötürü görülen kartlar.

Bu sezon bir değişiklik var. Arsenal artık kendi gücüyle rakibin fiziksel mücadelesine karşılık verebilecek durumda görünüyor. Rakipleri onların ayarında olsalar dahi 3 puanı çalıyorlar. Cumartesi günü Tottenham Hotspur –komşular arasında her yıl oynanan zevkli ve çekişmeli derbi karşılaşmalarından farklı olarak- Emirates Stadı’ndaki maça taktiksel anlamda daha kurnaz bir ketumlukla geldi.

Arsenal’in ritmi; düşünmeye fırsat tanımayacak bir hızla değil, Arsenal’in kontratakları için boşluk bırakmayı önleyerek etkisiz hale getirildi. İlk yarı berabere sonuçlandı; ancak ikinci yarı Arsenal birdenbire mükemmel bir şekilde Spurs’u açmayı başardı.

Thomas Rosicky hareketi başlattı; pasında Fabregas kaydı ve kurnaz bir şekilde topuğuyla topa vurdu.

Emmanuel Adebayor, Fabregas’ın bunu yapmak üzere olduğunu sezdi. Fabregas topuğuyla topa vurmadan önce hareket etti ve sakin bir şekilde sağ kramponunun üst kısmı ile Tottenham kalecisinin ötesinde topu yumuşattı.

Thierry Henry’ye layık bir oyundu. Ancak, Arsenal tarihinin en verimli golcüsü ve Wenger’in sisteminin bir örneği, özeti olan tılsımlı futbolcu geçen yaz Barcelona’ya satılmıştı.

Takım kaptanını gönderme kararı; dahası Wenger’in Henry’yi ergenlikten alıp kariyerini şekillendirdiği düşünüldüğünde neredeyse kendi “oğlu” diyebileceği birini satması Gallas’a kaptanlığı getirdi.

Gallas bir savunma oyuncusu olduğu için, Wenger’in emekli olmuş Dennis Bergkamp ile özdeşleşmiş 10 numaralı formayı kendisine vermesi sürpriz oldu. Wenger, 10 numaralı formayı herhangi bir forvet oyuncusuna vermesi durumunda Bergkamp ile kıyaslanmaktan rahatsız olacak futbolcunun gözünün korkabileceğini belirterek duruma açıklık getirdi.

O halde, gerçekten de, herhangi bir futbolcudan Henry sonrasında takımın lideri olması istenebilir miydi?

Tam tersi oldu. Henry oynadığı zamanlarda Arsenal’in en büyük yeteneğiydi. Ancak bu günler giderek azalıyordu; Henry’nin ruhsal durumundaki inis-çıkışlar ve ayrıca sakatlıkları Henry’yi bunaltmaktaydı.

Pek çoğumuz Brezilya milli takımının kaptanı Gilberto’nun Arsenal’in yeni lideri olacağını beklerken, Wenger başka bir şey düşündü: Gallas’ın kaptan, Kolo Toure ve Gilberto’nun yardımcı kaptanlar olduğunu açıkladı.

Aslında Gilberto nadir olarak Arsenal ilk on birinde yer alıyor. Onun oynadığı yerde, Wenger’in uyum sağlaması için üzerine titrediği bir başka Fransız futbolcu, Matthieu Flamini oynuyor. Alexander Hleb sezgisel yaratıcılık timsali bir pasör olarak olgunlaştı; Adebayor Henry’nin gölgesi takım üzerinden kalktıktan sonra daha fazla rahatlık ve güven buluyor.


Gallas ve Arsene Wenger



Takım genç ve Gallas’ın liderliği antrenman sahasında Wenger’in de mutlaka görmüş olduğu şeylere gözümüzü açıyor. Geçen hafta, 15 saat süren bir partiye katılmak yerine, Gallas hem kendisini hem de takım arkadaşlarını gözlerini kapatarak test etme düşüncesindeydi.

Günümüzde pek çok insan modern dünyanın futbolcularının nereye gittiklerini görmeden çıkmaz sokaklara doğru koştuğunu düşünür; ancak bu sefer bu kelimenin tam anlamıyla gerçek oldu: Gallas, Paris’in dışındaki ulusal eğitim akademisi Clairefontaine’de bir öğrenciyken Fransızlar’ın yaptığı bir şeyi hatırladı.

Yerel halktan, gözleri çok iyi görmeyen erkek çocuklarıyla birlikte bir idman organize etti. Arsenalli futbolcular başlarına maske geçirdiler ve yalnızca dokunup, hissederek ve tahmin ederek oynamayı bilen çocuklara karşı sahaya çıktılar.

Gallas itiraf ediyor: “Bu çocuklarının bunu nasıl becerdiğini bilmiyorum. Yine de kör olmanın ya da göz bozukluğuna sahip olmanın nasıl bir şey olduğunu görmenin ilginç olacağını düşündüm.” 2 çocuk babası 30 yaşındaki Gallas, bir anlamda çocukluğuna gidiyor; diğer bir anlamda da takım arkadaşlarının yetişkinler olarak görüşlerini genişletmelerini istiyordu.

Paris’in banliyölerinden, Thierry Henry’ninkine benzer bir geçmişten geliyor. Zamanının çoğu sokakta futbol oynayarak geçiyordu; ancak matematik öğretmeni genç Gallas’ın futbolu kariyer olarak düşündüğünden ümidini kesmişti. Gallas 14 yaşındayken anne-babası Guadeloupe’ye geri dönmeye karar verdiklerinde, babası yumuşadı ve en büyük oğlunun Clairefontaine akademisinde kalmasına izin vedi- biraz sert bir uyarıyla, belaya bulaşması halinde akademiden alınacağını ve ailesinin yanına döneceğini söyleyerek.

Kariyer yolu Gallas’ı Caen, Marsilya, Chelsea ve Arsenal’e götürdü. Chelsea’deki kuluçka döneminin ardından şimdi takımına hayat veren kafa golleri atan bir savunma oyuncusuna dönüştü.

Tottenham’a karşı Gallas’ın zihni savunma ile meşguldu. Spurs Dimitar Berbatov ile beraberliği sağladı ve Robbie Keane’in kullandığı penaltı atışını Manuel Almunia sağ eliyle kurtardı.

Müsabakayı Arsenal yedek oyuncusunun topla buluştuğu ilk anda kaydettiği golle 2-1 galip bitirdi. Niklas Bendtner 75. dakikada oyuna dahil oldu ve Spurs uzun, güçlü Danimarkalı’yi ciddi bir biçimde ele alamadan galibiyet golünü bir metre, bilemediniz 90 santimetre sıçrayarak kafa vurusuyla attı.

“Güzel olan, en iyi oyunumuzu oynayamadığımız bir zamanda galip gelebilmekti. Bu, takımın olgunluğu ve zihinsel gücü hakkında çok şey söylüyor”. Bu sözler Wenger’e ait.